Kategoriler
Röportaj

İzem Armağan’a Göre Yemekler Lezzetli Oldukları Kadar Göz de Doyurmalılar

“Yemeğin lezzetli olması kadar göz doyurucu olması da önemli” diyen İzem Armağan, nam-ı diğer Blondiechef, yemek tutkusunu ve sofra tasarım stilini anlatıyor.

Farklı kültürleri, yeme alışkanlıklarını tanımak ve yemek yapmak çocukluğundan gelen bir merak İzem Armağan için. Oxford Kings College’da İngilizce, ardından Viyana’daki University Of Wien’de İngiliz Dili ve Edebiyatı okuduktan sonra hayalinin peşinden gitmeye karar vermiş; “Bunun çok zorlu bir yol olacağını biliyordum” diyor. Fakat o, tüm zorluklara rağmen hayalini gerçekleştirmeyi kafasına koymuş ve Londra’ya giderek Le Cordon Bleu’da, Diplome de Cuisine ve Hospitality and Management eğitimiyle şeflik diplomasını almış. Bugün Blondiechef adıyla, hem tarifleri hem de görselliği sayesinde yemek severlerin takibinde. Sofra tasarımında modern ve sunuma dayalı bir stili olduğunu söyleyen Armağan, bu özel çekim için tercihini Karaca Fine Pearl Neklus yemek takımından yana yaptı.

-Yemek stilistliğinin bir püf noktası var mı?

“Gün ışığı en güzel unsurlardan biri. Gerisi zevkinize kalmış.”

-Çekimlerinizde belli bir sofra düzeni var mı?

“Yemeklerin hangi yöntemle piştiği ve bunu yansıtabilecek öğeler çok önemli. Mesela yemek fırından çıkmışsa, detay olarak fırın eldivenleri kullanılabilir.”

-Mutfak malzemeleri yemek yaparken ne kadar önemli?

“Kullanımı kolay, anlaşılır ve kolay temizlenebilir olması bence en önemli unsur.”

-Yemeğin lezzetli olmasının yanı sıra göz doyurucu olması da önemli, değil mi?
“Tabii ki! Bir gün tatlı yapmayı çok seven, bu konuda çok başarılı bir kızla tanışmıştım. Tatlıları oldukça güzeldi, lakin görüntüleri o kadar da iç açmıyordu. Yani en büyük eksikliğin görsellerinde olduğunu görmüştüm. Annemse, kendi sevmemesine rağmen, yaptığı tatlılarda görüntüye çok dikkat eder. Mesela sunumunda kullandığı yenilebilir çiçekler çok güzel bir görüntü sağlıyor.”

-Sofra düzeninde dikkat edilmesi gerekenler neler?

“Benim için her şey belli bir düzen ve tertip içinde olmalı. Misafirler geldi diye her şeyin sofralara dökülüp, gösteriş yapıyormuş gibi sergilenmesi çok yanlış. Mevsim çiçekleri, modern sofra örtüsü ve vintage bardaklarla masa süslemek çok daha doğal oluyor.”

-Sofra tasarımında sizin nasıl bir stiliniz var?

“Anneannemin Limoges Fransız tabakları yanında kullandığı gümüş takımlarla özene bezene yarattığı sofralardan ilham alıyorum. Gümüş çatal bıçaklar, yemek takımları, ipek ve saten kumaşlar çok şık ama benim bunlardan çok daha modern ve sunuma dayalı bir stilim var.”

Kategoriler
Röportaj

Dilan Saylaç ve Nil Kavala, Sofralardaki Floral Detayların Önemini Anlattı

 

Çiçek tasarımının da bir moda ve sanat dalı olduğuna inanan Gaios Flow Ers’in yaratıcıları Dilan Sayraç ve Nil Kavala, bu yeni maceralarını etkileyici bir sofra düzenlemesi eşliğinde anlatıyor.

Son zamanlarda sık sık şehrin yükselen semtlerinden biri olan Arnavutköy’de yepyeni bir mekanın açılış haberini duyuyoruz. Dört ay önce kapılarını açan Gaios Flowers da onlardan biri. Uzun süredir çiçeklerle saç aksesuarı tasarlayan Dilan Sayraç ile Louis Vuitton Türkiye’de PR sorumlusu olarak görev alan Nil Kavala tarafından kurulan bu yeni mekan, tüm dünyada hızla yükselişe geçen Haute Couture çiçekçilik anlayışının son örneklerinden.

-Gaios Flowers’ı açma fikri nasıl ortaya çıktı? Çiçek tutkunuz ne zamana dayanıyor?

Dilan Sayraç: “Hayatımda doğaya dönüşe hep yer veririm. Bu tutkuya beni ulaştıranlar ise her zaman çiçekler oldu. Küçüklüğümde ailemle yaptığımız kısa seyahatlerimizde bile çiçek toplayarak evimize dönerdik. Üç yıldır Gaios Design markasıyla hazırladığım saç aksesuarı tasarımlarımda da çiçeklere yer veriyordum. Canlı çiçeklerle Gaios Design’ı buluşturmak ise hep hayalimdi ve bunun için çiçekleri sadece saç aksesuarlarımda kullanmanın bir adım ötesine geçmem gerekiyordu. Bu da beni çiçekçilikle ilgili daha profesyonel araştırmalara sürükledi. Fikrimi arkadaşım Nil ile paylaştıktan sonra Gaios Flowers’ı kurduk. Yaklaşık dört aydır, hayallerimizi buluşturduğumuz atölyemizde çiçeklerimizi tüm çiçek severlerle buluşturuyoruz.”

Nil Kavala: “Benim çiçek tutkum aslında kurumsal hayattan çok daha öncesine dayanıyor. Çiçekler hep ruhumu beslemiştir. Önceleri bahçemizden topladığım ve vazoya koyduğum çiçeklerden öteye gitmezdi tasarımlarım. Louis Vuitton Türkiye’de PR sorumlusu olarak çalıştığım dönemlerde, çiçekler hep gerçekleştirdiğimiz etkinliklerin baş kahramanı oluyordu ve işim gereği bu dünyanın içerisindeydim diyebilirim. Bu yola arkadaşım Dilan ile birlikte, bohem tarzda yaptığımız çiçek tasarımlarımızın her evde yer almasını hayal ederek çıktık ve bu yolda mutlu bir şekilde ilerliyoruz.”

-Favori çiçeğiniz hangisi? Aranjmanları yaparken hiç durmadan elinizin gittiği…

“Bu aralar anemonlar favorimiz.”

-“Türkiye’de keşke olsa” dediğiniz bir çiçek var mı?

“Türkiye iklimsel ve jeopolitik olarak çok üretken bir ülke ve ithal birçok çiçek aslında Türkiye’de de yetişebiliyor. İthal satın aldığımız bu çiçekleri yerli üreticilerde de görmek bizi çok mutlu ediyor, bu yüzden ülkemizdeki çiçekleri seviyoruz ve destekliyoruz. Bu elverişli ortamda, ithal etmek durumunda kaldığımız çiçekler ülkemizde yetişse daha mutlu oluruz.”

-Bu sezon özellikle takip edip, mağazanızda bulundurduğunuz çiçekler hangileri?

“Dahlia, ranunculus, papaver, leylak, anemon, şakayık, astomerya ve protea.”

-Çiçek aranjmanları son zamanlarda Instagram ve Pinterest gibi sosyal medya mecraları sayesinde oldukça ilgi çekmeye başladı. Bu ilgi hakkında ne düşünüyorsunuz?

“Maddeselleştiğimiz bu düzende insanların doğaya dönüşe ihtiyacı var. Bu hisler fiziksel olarak yaşanamıyor olsa bile bilginin ve paylaşımın çok hızlı olduğu bu dönemde bir çiçek aranjmanının fotoğrafına bakıyor olmak bile ruhu besliyor ve insanı doğaya döndürüp huzur veriyor.”

-Çiçek aranjmanlarının da trendi var mıdır? Varsa, son zamanlarda en çok hangileri öne çıkıyor?

“Çiçek de aslında bir moda diyebiliriz. Aynı zamanda bir sanat. Son dönemlerde birçok çiçek sanatçısı kuru bitki ve canlı çiçeklerin bir arada bulunduğu aranjmanlara çok sık yer vermeye başladı.”

-Bir davetin çiçek aranjmanlarını mı hazırlamak daha keyifli, evler için özel çalışmalar yapmak mı?

“Her ikisinin yeri çok ayrı ve bambaşka. Birden çok insanın bir araya geldiği davetlerde, kişilerin özel günlerine tanıklık eden çiçekler tasarlıyor olmak, çiçeklerin güzelliğini artırıp bizi çok mutlu ettiği gibi; evler için tasarlananlar da o evin gustosunu değiştirip, ortama farklı bir aura katıyor.”

-Eğer fırsatınız olsa hangi davet/insan/mekan için çiçek düzenlemesi yapmak isterdiniz?

“Como Villa D’Este’de yapılacak bir düğünün çiçeklerini tasarlamak tabii ki şahane olurdu!”

Kategoriler
Röportaj

Dinamik Bir Yenilikçi: Hazal Filiz Küçükköse

Popüler oyuncu Hazal Filiz Küçükköse’nin sofrasındayız. Yoğun temposunun arasında, kısa zamanda bize pratik ve şık bir masa hazırladı.

Başarılı oyuncu Hazal Filiz Küçükköse, televizyon ekranından evimize samimiyetle girebilen isimlerden. Canlandırdığı karakterler ve oyunculuk kariyeri dışında, kendi gibi oyuncu olan kocası Tuan Tunalı’yla birlikte, yetişmekte olan nesil için rol model konumunda. Yaşam kalitesine önem veren ama bunu dinamik bir şekilde yaşayan kuşak, toplumumuzun en çok üreten ve tüketen aralığını oluşturuyor. Hazal da aynı şekilde kaliteli ama spontan-enerjik bir hayat yaşıyor. Sofra kültürü de geleneklerin izinde ama yenilikçi karakteriyle, onu enerjisi yüksek bir ortamda besliyor

-Evinizde nasıl organizasyonlar düzenliyorsunuz?

Çok yoğun ve yorucu bir set programım var. Tarihi önceden belirlenmiş organizasyonların sayısı az olsa da, spontan buluşmaların sayısı oldukça fazla. Kendiliğinden gelişen konseptlere ayak uyduruyorum desem yeridir. Film geceleri, oyun gecesi, Pazar kahvaltıları – tabii Pazar gününü yakalayabilirsek. Hafta sonu gibi bir kavramım olmadığı için güne ayak uydurmak bile bana keyif veriyor

-Yapabildiğiniz yemekler neler?

Genelde sağlıklı yemekler yapmayı tercih ediyorum. Klasik yemeklerin dışına çıkıp, kendi tariflerimi ortaya çıkarmayı seviyorum. Ispanak, kabak, kerevizle ilgili sayısız tarifim var. Tatlı yapmayı da, yemeyi de çok severim. Un, şeker, yağ gibi sağlıksız diye adlandırdığımız birçok malzemenin yerini alabilecek ürünlerle yeni lezzetler hazırlıyorum.

-Sofranızın ayırt edici bir özelliği var mı?

Örneğin kurma düzeniniz nasıl? Genelde dinamik bir masa görmeyi tercih ederim. Tabak, bardak ve çatal bıçak kaşık takımlarım uyum içinde olmalı. Renkler birbirini tamamlamalı. Tıpkı Karaca tasarımlarıyla düzenlediğim bu sofrada olduğu gibi… Ancak özel bir davet söz konusu değilse, servis tabaklarım ve kaselerim takım olmalı gibi bir takıntım yok. Farklı renk ve desenlerde fakat aynı dokuda olmalarına dikkat ederim. Genelde bambu salata kaseleri ve seramik tabaklar kullanmayı seviyorum. Asimetrik yapıları, her birinin ruhu olduğunu hissettiriyor.

-Menünüzün olmazsa olmazı nedir?

Yarı vejetaryen olduğum için menüde salata ve zeytinyağlı sebze yemekleri olmazsa olmazım. En az iki çeşit sebze yemeği her gün mutlaka listemde olur. Haftada bir kez de beyaz ve kırmızı et olmalı.

-Eşiniz Tuan ile birlikte mutfağa girer misiniz?

Favori öğününüz hangisi? Sadece kahvaltıda diyebilirim. Zaman sıkıntımız yoksa, özellikle bol çeşitli bir Pazar kahvaltısında krep ve pancake’ler yaparım; ikisi de dağınıklığı görmezden gelecek kadar parmak ısırtır!

-Oyunculuk nasıl gidiyor, nasıl geri dönüşler alıyorsunuz?

Oyunculuğumla adımdan söz ettirmek bu mesleğe başlamadan önceki mottolarımdan biriydi. Şimdi bu konuda konuşuluyor ve güzel yorumlar alıyor olmak her geçen gün beni daha da motive ediyor, ileri taşıyor. Doğru yolda ilerlediğimin işaretlerinden biri. Her seferinde, insanın mesleğini çok seviyor ve aşkla yapıyor olmasının kıymetini anlıyorum.

-Bu yaz ne yapacaksınız, belli bir tatil rotanız var mı?

Çok yoğun bir süreçten çıkmış olacağız. Tabii ki dinlenmeye ihtiyacım var ama henüz plan yapmadık. Yazı en verimli şekilde değerlendirmeyi planlıyoruz.